‘Düş Saati’ Kategorisi için Arşiv

h1

Taşranın Rengi Gözlerim

Haziran 28, 2009

mum

Bak işte gözlerim;

Hani sana pencere pervazlarında çırpınan o zavallı kırlangıcı anımsatan. Yalnız ve yaralı kahverengi düşlerin senin. Kırdığım potların düzeneğine işlenmiş bir nakış zerafetinde aşk? Aşkın gölgende yeniden, yeniden ateşe atılışı, yanışı dünyanın.

Taşralı bir bozgunum ben nihayet, şaşkınlığımı mazur görme ama. Bilmediğin bir ülkenin ayak basılmaktan yorgun arka sokaklarından, bıçkın kaldırımlarından sesleniyorum boşluğa. İçimden taşan sana çaresizce sarılan yüreğim midir gerçekten, inanmıyorum buna.

Taşralı bir yanlışlıktır yüreğim, kendini bir ağıdın koynuna gizleyen. Sessizce geceleri demleyen bir köşede, sıradan ve mülayim.Göremediğin tersinde yaşanır burda düşler hayatın. İşte ben bu hayatı sen gibi görmeyen kalplerin yamacında çocuk oldum ve büyümemeye yemin içtiğim günün ertesinde kovuldum sırça köşkünden aşkın.

Read the rest of this entry ?

h1

Ah Min-el Aşk

Ağustos 23, 2008

Seni seviyorum…

Dağların, göklere duyduğu hayranlığa eş bir mavilikte; pınarların ağlayışından ilhâm almış bir kavalın yanık sesiyle… Kim ne bilsin ki; bende Mecnûn istidâdı var… Ve kim ne bilsin ki; sen Leylâ soylu bir peri, yangın yerine dönen gönlümün mahşerisin… Gözlerinde kıvılcımlaşan hislerimin, kelâma dar gelişinin ispatıdır bu iki kelime…

Seni seviyorum…

Daha evvel hiçbir cins-i lâtife duymadığım, ve daha evvel gönül fermanına uymadığım bir hâl ile meftûnum sana… Ben seni, Tanrı Dağlarının sert rüzgârlarıyla savrulan bozkır çiçeklerinin, yağmaya naz eden bulutlara yalvarırken boyun büküşlerindeki teslimiyetle; ruhumun en mahrem tahtına çıkarmışım… Seni sevdim ya…! Seviyorum ya ! Sevdân ile sonsuzluğu bekleyen, yiğit Erciyes’in başında erimek bilmeyen karmışım… Demek… Söylemek kâfi gelmiyor…. İçimin burkulduğu, lâkin hâzzın, ruhumun doruklarına savrulduğu şu an; nutkumun tutuluşunu bir yenebilsem… Daha neler neler söyleyesim var biliyor musun ey peri ! Ne var ki; aşkının kesâfeti ses tellerimi etkisiz, lûgatleri bu hâli tasvire yetkisiz kılmakta…

Read the rest of this entry ?

h1

Alelinfirad

Ağustos 18, 2008

Günlerden sükût…

Münzevi kelimeler… Ağrılı ve sızılı… Ölüme raptedilmiş sesim..
Yüreğim yaslanacak bir dağ bulana kadar bir kenara bıraktım yazmayı…
Issız ve hecesiz kalmayı yeğledim. Bir ikindi ağırlığında tutuldum ölüm kokusuna..
Temmuzdu, turna katarı gibi geçtin … Mucur doldu viranem…
Bilmezsin, kömür kokusu benzemez rayihaya… Ölümü düşlemekten başka tercih kalmaz!..
Ölümü anmaktan korkmuyor ruhum.. Ölümle aralanıyor hayatın kapıları…
Ölümü korkunç bulanlar yanıldılar… Nihayetsiz bir özgürlüktür ölüm…
Beklemek ne güzel şeydir… Hele ki sükûtla…

Aylardan uzlet…

Önüm arkam kargaşa.. Kendime çekilişim kendimi kendim içinde arayışımın tekmilidir. Kendimden yoksun kalmanın sıkıntısını yaşadığım bir tan vaktinde çekildim deli köşeme…
Baştan ayağa değiştirdim kelimeleri ve anlamlarını… Hiçe saydım, insanları ve yüzlerindeki derme çatma ifadeleri.. Tüm zamanları eskittim.
Zamanı hiçe saymaktan tüm zamanların sahibine sığınırım..
Döndüm ve göğe çevirdim direncimi… Yüzümü çevirip aya bakmışken gel de çık işin içinden şimdi!..
Unutuşlarımda nefes almak gibi bir şey ayı seyre koyulmak…
Uzun ve sıkıntılı bir günün sonunda ancak duayla sükûnet bulur metruk sevdam…
Hadi kendim, namaza…!

Vakitlerden gece

Durgunlaştı gece… Vakit alıp başını gitmiş…
Ben… Susmayı beceremem, mutlaka yazmalıyım.. .
Biliyorum, bu gecede sırtımı dayayabileceğim bir şey var… Birazdan beni bulacak…
Ancak kördüğümdür kelimeler.. Hem gece, gece kimsesiz…
Geçmiyor… Hiçbir şey geçmiyor.. Geçen zaman kalan acı.
Kalan, kum gibi yara…
Gökyüzünde değil, yeryüzünde değil kalp yüzünde kalanlardır…
Çisil çisil yağmur yağan bir İstanbul günü
İlk sayfaya bir dua:
Mevla’m! Sen, maliksin.. Her şeyin sahibi olan ancak sensin..
Bana kendimi geri verir misin?

Yıldızlardan zühre…

Dağ gibi ıssızım.. Birazdan yağmur yağar.. Terk edilmişliğin kokusu duyulur topraktan.
Ben buyum işte! Zambak gibi gayri meskûn… Neden diye sorma sakın!
Kuşlar üşür ahrazım!
Bahar gitti ve gelmez oldu.. Ardı sıra kara toprak giydi heveslerim..
Ancak henüz yeryüzüyken yurdum, özlemenin yeri yok sana dair…
Çekip vursam diyorum özlemişliğimi… Çekip vursam…
Ahrazım!
Yüzüme ayrılık çarpar, ağlarım…
Dağdır… Issızdır… Nesrin kokusu duyulur…
Ve, bahar gelmeden…,
Nüzul vurur gelinciklere…

Duha…
Sırtımı dayayabileceğim şey, birazdan beni bulacak demiştim.
- Hamdolsun..

“Kuşluk vaktine andolsun,
Durgunlaştığı zaman geceye andolsun ki,

Rabb’in seni bırakmadı ve sana darılmadı.
Elbette senin sonraki her dönemin ilkinden iyi olacaktır. ’’


. Mart
. Alelinfirad’ım…

Ayşe Eyyüpkoca

h1

Taş (mı) yüreğim(n)?

Ağustos 11, 2008

“Kırılmak..

Anlamını yitirdiğim kavramlardan biri daha..

Cam yüreklerden çıkan sesin yankısı neden hep bende akis bulur?

Çünkü taş yüreğimin çatırtısı uykularından uyandırır onları ve onların seslerinin bende yankılanması onların hakkıdır, doğal olarak..

İtiraz etmem..”

başlık benim. cümleler alıntı, bir başka gönülden..

katre zannettiğim umman, gölge görünen asıl, eşya dediğim alem, an dediğim tüm zaman mı?

sen öylesin işte.. su damlası.. teşekkürümle..

h1

Huşe-i Meryem

Temmuz 27, 2008

doğduğun an hangi lale boynunu büktü
hangi üveyik yorgun düştü insafsız tenhalıklarda..
hangi duanın meyvesiydin bu deverân-ı alemde
bilemiyorum… oysa şimdi hunfeşan akşamlarda, saçlarımdan kıvılcımlar ağarak ve ipince bir sızı ile senin için bırakıyorum kalemimin busegâhını beyaz kağıt boşluğuna..

Hançeremde giderken öldürdüğün fahte kuşlarının kanları var hala..
cüzzamlıdır şimdi sana doğru attığım her adım.. gördüğüm her resim..
soluk soluğa kaldığım nice gecelerden devşirdiğim ve bir ab-ı revan misal sana adadığım, yılmadan, usanmadan, korkamdan, iftikarımı haykırdığım, çeşm-i canım aşkımı bimar ettin ey süveyda bilesin..
Ömrüm ise artık infitaha küskün..
bir hayat içreyim ki “anestü nara”..
bir hal üzereyim ki iplik iplik dilimde hüzünler..
hani nerde inka-i aşk..
nerede hani gisu Yusuf kokusu..
ben ki şikeste bir haldeyim.. değmesin ah-u zarıma kimseler.. içimde tufanın zaferini bekliyorum şimdi..
benki hep ebr-i teessürdeyim..

Read the rest of this entry ?

h1

Temmuz 27, 2008

Yürek kavislerimden akıp giden vuslatın can suyu! …
Bir çığlığa sarılır gibi,tutundum eteğinden,bir kuyuya atar gibi kendimi
attım en derin dehlizlere, şimdi salacağım kısrağı dağ uçlarına, Musa’nın
asasını alıp açıyorum dağların yolunu, Fizan’a çıksa bile yollar, yol-ların
çoğul ekinden atıyorum kendimi, çöl örtüyor ayak uçlarımı …

Hadra yağmurlarında bir diken gibi baş tutacağım, omuzlarından aşağıya batan
kıymık gibi şimdi özlemin. Bu vadinin yorganı kısa geliyor,baş açık
yatılmıyor iki dağın arasına, neyleyim…

Read the rest of this entry ?

h1

Kalbime Adını Düşür

Temmuz 26, 2008

ne kadar savunsam kendimi meşru müdafaa anlayacaksın halbuki kadim zamanların surlarından salarken düşlerimi, taşların arasına iliştirmiştim savunmamı…

göğün kapıları açılmıştı, gemiye çivi olmuştuk yan yana … çekiçle örselenirken ruhumuz tüm tufanı seyretmiştik beyaz meşenin aralığında…

kıyam etmiştik o gün. kıblegâh da tûba ışıltısı ile ummana düşmüştük.. düş/tü… ne zor uyanmıştık bilmez misin?

İki fısıltı gibi çarpışmıştık kuyunun dibinde Ellerini doğrayan kadınlar Her göz züleyha’ya yusuf iken Sırtımı dayayacak ağaç aradım

Kalbime adını düşür
Kalbime adını düşür

Yaprağa boyasını süren nakkaş, Deliği onaran ruh ,Yürek ortama saplanan ok ,Yalın ayak bastığım sahra ,Gecelediğim balığın karnı ,Dağdağalı deniz ,Sağım-solum azalarım ,Acziyetim, fakirliğim, Muştuma inen nur, mermerin arasından sızan su ,dala yürüyen hayat, Yemen’de Aden ile Umman arasında, Ahkaf …
Elif. Lâm. Râ

Ebediyeti arzulayan korkak yanımla ,
Pençesindeyim ebabilin tırnaklarında
Ey yar göçebeliğimi hicretim say! …

Filiznur Atalan

h1

Geçiş Üçlemesi

Temmuz 26, 2008

‘sen’

geçilecek her ne varsa önümde, geçmekteyim ortasından.. hazar, yedisu, iğdeler, nar çiçekleri, yediveren.. şehre sinen elma kokusu, en çokta portakal.. geçeceksem böyle, böyle delikan.. boynunu vurmalıyım fundamental imgelerin. mordan ve ötesinden bir simerenya kurmalıyım.. daha fazlasına yoktur gerek..! adım rüzgar. benim rüzgar; çatılar uçurmaktayım.. tuğladan, ker**ten çatılar! dokunmaktayım şivekar bir gül zülfüne… ve fırtınadan sessizliğe.. bilemem, esersem ne yana eserim.. bakarsın yüzüne eserim.. eser de geçerim…

ne varsa geçilecek, bırakırım darmadağın..benden sen’e geçerim!

‘ben’

bir tahammülden geçmekteyim.. kırarım hoyratlığı, yıkarım pervasızlığı .. bir tahammülden geçmekteyim ey!.. içim dar, yer ve gök dar.. gönenmiş bir yarım yok.. aşk için; yoktan geçmekteyim, vardan, yârdan.. tanıdığım, tanımadığım.. duyduğum, duymadığım.. gördüğüm, görmediğim.. dokuduğum, dokunmadığım.. yediğim, yemediği.. her ne varsa kıyıda köşede hepsinden geçmekteyim.. benim aşk!..
Read the rest of this entry ?

h1

Dilfigar sevda…

Temmuz 26, 2008

Dilfigar sevda…

Gözyaşları sen olursun ve buhar olur her katre.

Sen olursun yalnız, yaz gelir ve güneş taşar penceremden. Güzel cümleler kuramam, kâtip değilim ben… Sarmaşıklar, hoş kokulu iğde ağaçları, çimenler gönülden hecelere değin, su değil adın, sen… sen yalnız kadın, en güzel tasvirler anlatamaz seni, ayakların bir dünyanın başlangıç noktası, güneş sen, yağmur sen, bulut sen, rüzgar ve tabiat sen, ruhum sarar baharı ve buhar olur göz yaşları…

Masallar çınlar kulaklarımda, masallar güzel kadın. Gözlerim kapanır ve dalarım birine… Büyük bir kapı, önünde küçük bir adam, tokmağa dokunur parmaklarım ve rüya! Bir şiir duyarım gaipten, sensin o bilirim, hayallerde konuşulur mu? Müebbet midir çiğnenen kuralların diyeti, sen ol güzel kadın… sen, boynuma asılan halatın tek bir lifi… Hayaller savrulsun saçlarımda, ruhum bahar olsun ve kavuşsun buharlaşan gözyaşlarına…
Read the rest of this entry ?

h1

Sus Gönlüm.. Bir Elif Miktarı Sus..

Temmuz 26, 2008

Efkâr dolu gönül sustuğu vakit, bir nâme duyulur; yalnızlar esas yalnızlığa, duygular düşlediği rüyalara, dil konuşma özlemi duyduğu sevdalara savrulur… mühür vurulur Ayın’a, çıkarılır Şın alfabeden, hüzne bırakılır Kaf belirsiz sinelerden…

Ve bir ses duyulur, bir dize fısıldar inceden;

“Ey gönül gel gayriden geç aşka eyle iktidâ
Zümre ehli hakikat ânı kılmış muktedâ.”

Şimdi…

Sus gönlüm…

Çok dile getirme. Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor, daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.

Sus gönlüm…

Çok laf etme. Az söyle ki işimiz olgunlaşsın. Az söyle ki Hakk’a karşı yanlış kelâm çıkmasın.

Sus gönlüm…

Bir elif miktarı sus… Az kaldı bahara. Read the rest of this entry ?