‘Güçer Kafa Metinleri’ Kategorisi için Arşiv

h1

Sevdânın Başşehrine Mersiye

Aralık 16, 2008

a808fc6fd2cabf03a506bd4091e700b2

Gece… İki hece… Renginde, bir siyah aydınlığın, mehtâb ile devşirilmiş âhı saklıdır… Neylesem de; neylerin sarmaladığı gece yarılarının bağrında, gamzede perdelerin ardından doğacak güneşin muştuladığı nâr sabahı saklıdır! Örtücülüğüne güvenen gecenin sesini dinlemek için, kaldırımlara kulak vermek icab eder. Vaktiyle mest olunarak atılmış adımların hatırasını saklayan kaldırımlara… Unutmadan selam vermek de lazım! Eyüp Sultan şadırvanına dalıp gitmiş bir bulutun, yâr semalarına sebil ettiği cân yıldırımlarına…

Hazreti Fatih’in bir beyti dolanmalı sonra dile… Tâ can özünden terennüm etmeli bu nidâ, bile bile…

“Eger bülbül gibi her niçe feryâd ü figan itsem
Nasîbüm hâr-i mihnetdür benüm ol gül-îzârumdan(*)”1

Terk edilmişlik gömleğiyle çöllere insin sonra kafiyeler… Sırrı âğyâra bildirmeden, göçen turnaların peşinden ağıt yaksın şiirler… Bir şehrin hesabına aklı ermeyenin, bir şehre hesapsız kitapsız vurgun olduğunu söylesin gönyeler! Kapılar açılsın ardına kadar… Haliç’te pembeler raks etsin lacivert avuntular için… Dervişâne bir duyuşla çırpınmalı deniz! Ve haykırmalı vefâkâr martılar hep bir ağızdan: Bizde sizdeniz!

Çok görülmüş her vuslatın gölgesidir gece…

Read the rest of this entry ?

h1

Ah Min-el Aşk

Ağustos 23, 2008

Seni seviyorum…

Dağların, göklere duyduğu hayranlığa eş bir mavilikte; pınarların ağlayışından ilhâm almış bir kavalın yanık sesiyle… Kim ne bilsin ki; bende Mecnûn istidâdı var… Ve kim ne bilsin ki; sen Leylâ soylu bir peri, yangın yerine dönen gönlümün mahşerisin… Gözlerinde kıvılcımlaşan hislerimin, kelâma dar gelişinin ispatıdır bu iki kelime…

Seni seviyorum…

Daha evvel hiçbir cins-i lâtife duymadığım, ve daha evvel gönül fermanına uymadığım bir hâl ile meftûnum sana… Ben seni, Tanrı Dağlarının sert rüzgârlarıyla savrulan bozkır çiçeklerinin, yağmaya naz eden bulutlara yalvarırken boyun büküşlerindeki teslimiyetle; ruhumun en mahrem tahtına çıkarmışım… Seni sevdim ya…! Seviyorum ya ! Sevdân ile sonsuzluğu bekleyen, yiğit Erciyes’in başında erimek bilmeyen karmışım… Demek… Söylemek kâfi gelmiyor…. İçimin burkulduğu, lâkin hâzzın, ruhumun doruklarına savrulduğu şu an; nutkumun tutuluşunu bir yenebilsem… Daha neler neler söyleyesim var biliyor musun ey peri ! Ne var ki; aşkının kesâfeti ses tellerimi etkisiz, lûgatleri bu hâli tasvire yetkisiz kılmakta…

Read the rest of this entry ?

h1

Bir goncaya bülbül kesildim!

Temmuz 10, 2007

Bir goncaya bülbül kesildim! Güller diyarını dolaşır oldu nidam… Gönül mahkemesinde sorgulanan zaman ve suç ortağı hüzün… Saadetime hüküm giydiler sessiz sedasız… Keder adlı firari yakalandığı an idam! Korkular, tebessümlerin sıkıştırmasına dayanamayıp tayin istediler uzaklara… “Kasım Cemreleri” şeb-i aruz törenlerinde pervaneleri anlatan semazenler gibi, havaya, suya, toprağa ve ille de cana düştü. Ve takvimler… En sıcak busesini verdi ömür denilen çorak toprağa… Artık tohumlar, yağmurun bereketli dudaklarıyla muştular eşliğinde öpüştü.

Bir goncaya bülbül kesildim… Açsın diye bekleyecek kadar sabrımın kalmadığı, kapımı yalancı baharların dahi çalmadığı, şu garip gönülcüğümü kimseciklerin almadığı bir demde… Kalp denilen, yumruk büyüklüğündeki yorulmaz et parçasının, bir yükten öteye geçemeyen bir mana taşımaya alıştığı gövdemde, manevi inkılabımın ayak sesleriyle inledi sema… Siyah ve beyaz arasına sıkışıp kalan baht fotoğrafım, gökkuşağına şah oldu. Ve geceydi bütün mazi… Halde ve istikbalde ansızın sabah oldu!

Read the rest of this entry ?