ıssızlığımın tam da ortasından bir selâm sana.
kitap kokusu ülkesinden; gülün şiirinden;
bazen geçmek bilmeyen, bazen nasıl geçtiği bilinmeyen zamanın sesinden;
çam kozalağı gibi kalbine “su” değince kapanan,
açmak için güneşi bekleyen yürek köşesinden;
sükût içre bir selâm.
ele batan diken kalbi acıtır mı?
söze değen hüzün, ruha yansır mı?
“ah mine’l-aşk” deyip savurduğun vâveylâ semalar ötesine ulaşır da
yüreğini alıp götürdükleri yere ulaşır mı?
küllenen ateş de ölen şiirler de aslında alevdir yansımada..
değil midir?
peki, değildir. peki süresiz bir bekleyiş midir sabrı ölçen,
yoksa gecenin bir vakti diye mi bu siyâhî hüzün?
iki nokta arası, su üstünde ama toprak altında mı nefes almak zor?
yoksa sadece yaşıyor olmak yeterli mi?





