slow motion

Her gün bir sürü kelimeyle dolmak dolmak ama sese dökülenlerin uğultusundan yazmaya hiç fırsat kalmaması. Galiba biraz yavaşlamak gerekiyor. Ender Saraç kitabında 40 gün süren bir tefekkür diyetinden bahsetmişti. Beslenmeden, yapılacak işlere, konuşmaya kadar bir sürü maddesi olan bir liste. Manevi bir arınma için giriş gibi düşünebilirdiniz. Okurken hoşuma gitmişti de sonuna eklediği tavsiyeler kısmındaki “motorlu taşıtlara olabildiğince az binin” kısmına kadar. Nasıl mümkün olsun bu?

Demek ki her gün yolda geçirdiğim 3 saat kalbimi yavaş yavaş öldürüyor. Her gün bir daha karşılaşılmayacak yüzlerce yüz görmek, onları incelemek, zihnin onlarla meşgul olması onun için ne büyük karmaşadır kim bilir! Bazen metroya biner binmez hemen gözlerimi kapıyorum, sanki kimseyi görmediğimde o karmaşanın içine hiç girmemişim gibi, bir koltukta uyuyakalmışım gibi. Issızlığın sıkıcılığıyla, insanların ya da trafiğin verdiği yorgunluk arasında bir seçim yapabilir miyiz bilmiyorum. Alışmış olmaklığımızı sürekli dillendirerek kendimizi şartlandırıp huzursuzluğumuzu biraz olsun azaltabiliyor muyuz onu da bilmiyorum. Hayatın hep biraz mutluluk-biraz mutsuzluk çizgisinde gideceğini farkettiğimiz anla bunu kabul ettiğimiz an arasındaki süre ne kadar kısaysa huzurlu geçireceğimiz süre de o derece artıyor galiba.

Reklamlar

Ekim Ayı Kitapları

                                     6209e979-472d-41fd-bf81-b7abc02c510f0663b324-1c0f-4af0-ba4f-ef392b6e9b5c

                                     phpThumb_generated_thumbnailnmphpThumb_generated_thumbnail

İlki iki arkadaşımın birden yakın aralıklarla tavsiye ettiği, hatta birinin “tanıtımını okuyunca sen aklıma geldin” dediği Kendine Ait Bir Hayat. Diğeri N’nin tavsiye ettiği Ruhtaki Bölünmeler. Diğer ikisi ise elimdeki sanat felsefesi okumaları listemden iki seçim: Estetik’in Kısa Tarihi ve Kısaca Sanat Felsefesi.

Serra

Mezun ettiğim cânım öğrencilerimden birinin bayram tebriği telefonunu kapattım tam şimdi. Kadıköy Anadolu ihl’yi kazandı. Arapça dersine karşı bir önyargı oluşturmuş zihninde. Öğrenecekleri ilk konuları, sınavlarda neler sorabileceklerini anlattım uzun uzun. “Arapça şarkılar dinle, inanılmaz güzel olduklarını görünce şaşıracaksın” dedim. Filmler tavsiye ettim. “Ders değil de yeni bir dil öğreneceksin öyle düşün” dedim. İşin eğlenceli tarafını çizdim. Kapatırken ders konusunda ne de hevesli bir sesi vardı. Galiba öğrencilerin en çok motive olmaya ihtiyaçları var. Nerdeyse 4 aydır ders anlatmayan bünyeme bir telefon konuşması öğretmenliği bile ne iyi geldi. Özlemişim.

Okulların açılmasından bir gün önce. Kurban Bayramı 4. gün
@Mercan

Salıncaktan Düş

düş

hepimiz kabullenmenin
sırasına giren itirazlarız
başta
           yaşamak
                            üzere
sonu olan şeylere düşmanlığımız var
unutman yaralıyor hatırımda kalanı
mazine kastediyor yarını planlaman
büyük bir azimle belleğinden sildiğin
her üç anıdan biri kadavra çıkar

alnımdan başlayarak yoruyorsun ya beni
giderek altında kalıyorsun yemininin
rüyadan gayrı çaremiz de kalmamış
iki kere iki dört ise bu bendeki beş kimin

iki lafın belini arzuhalle dert edip
gözlerini indirsek çağdaş koşan atlardan
hamamlar zihinleri eşitlikten paklasa
keselense bir dünya faşist olan sırtlardan
şöyle seni yalvarıp nefsinden gayrı bana
bana bir şarkıya başlar gibi dur
rüyayı parçalayan alarmı sustur
koy elini avunan yıllarının üstüne
kazandım dediğine bir yitim uydur
bütün gelecekler yaşandı ve bitti
doğar doğmaz başlayan ölümünü al
dağılan geçmişine şimdiyle tuttur

Devamı »

Günlük güneşlik…

summer

başlangıcı çok güzeldi, dört yıl boyunca bitmesini hiç istemedim. ama bitti.
şimdi bakıyorum, sonların da güzel tarafları var. son bir ayım oldukça sıkıntılı geçmesine rağmen (türlü sebepten) şimdi iyiyim. şükrediyorum.
söyleyeceklerim çok birikmişti, en azından ben öyle zannediyordum. öyleydi ama aynı cesur civciv gibi “söyle” dediklerinde “unuttum” diyebilirim ben de :)
bu tez gerçekten sıkıntılı birşeymiş, benim gibi asıl kısmını yaza bırakınca özellikle. ama aynı bana söylenildiği gibi oldu, şimdi elime alıp şöyle bir karıştırdığımda gülüyorum, ben mi yazdım bunu diyorum, üşenmeden :)

yaz gelmiş, hava günlük güneşlikmiş, inşallah herşey güzel olacakmış…

Tıkanıp Kaldığında Hayat..

57tpfh1.jpg

Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla ‘tanışmalı, yeni keşifler yapacak.
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,
Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
Devamı »